Polis gazın ayarını iyice kaçırdı!

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Yemişalan mezrasında Devlet Su İşleri (DSİ) ekiplerinin yaptığı çalışma esnasında BOTAŞ boru hattında patlama meydana geldi.

Ağır yaralanan iş makinesi operatörü hastaneye kaldırıldı.

Edinilen bilgilere göre, Bağlar ilçesi Yeşimişalan mezrasında DSİ ekipleri BOTAŞ’a ait boru hattının bulunduğu yeri kazdığı esnafa büyük bir patlama meydana geldi. İş makinesi operatörü Şefik Ergörün, boru hattının geçtiği yeraltında kazı yaptığı esnada yaşanan patlamada ağır yaralandı. Olay yerine çok sayıda itfaiye sevk edilirken, yangın uzun süren uğraşlar sonucu kontrol altına alınabildi.

Vatandaşlar, BOTAŞ’a ait boru hatlarının geçtiği yerlerde uyarıcı levha olmadığını belirterek, tepkilerini dile getirdiler. Yaralı iş makinesi operatörüne ilk yardımı yapan mezra sakinlerinden Davut Ceylan, bu bölgede yaşayanların sürekli bu güzergahı kullandıklarını ifade ederek, “Bu bölgede koyunları otlatıyorduk. Aniden bir patlamanın yaşandığını duyduk. O anda patlamanın yaşandığı yere gittik. Olay yerine vardığımızda operatörün kendi imkanlarıyla iş makinesinden çıktığını gördük. Çevredekilerin yardıma gelmeleri için çağırıyorduk. Yaralı iş makinesi operatörünü arabaya bindirip, hastaneye götürdük. Burada ciddi bir ihmal olduğunu görüyoruz. Boru hattının geçtiği yerde hiçbir uyarıcı levha yok. Bugün çok ciddi bir şey olmuş olsaydı bunun hesabını kim verecekti? Bu çevrede yaşayan bizler sürekli bu güzergahı kullanıyoruz. Büyük bir faciadan dönüldü. Sorumlular kimlerse cezalandırılmalı” dedi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Flaş askerlik açıklaması

Hatay’ın Serinyol ilçesinde vatani görevini yaptığı esnada kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden onbaşı Latif Terli’nin ölümüyle ilgili dava sonuçlandı.

Terli’yi darp ederek kalp krizini tetiklediği öne sürülen komutanına 1 yıl 8 ay hapis cezası verilirken, bu ceza da 198 TL para cezasına çevrildi. Yargıtay’ın onadığı karara isyan eden aile ise, yeniden hukuk mücadalesine hazırlanıyor.

Kahramanmaraş’ta özel bir şirkette elektrikçi olarak çalışan Latif Terli, vatani görevini yapmak üzere 1984′e 4 tertip olarak Ankara Etimesgut Tankçı Tugayı’na gitti. Burada acemi eğitimini alan Terli, 2005 yılının Mart ayında Hatay’ın Serinyol ilçesine dağıtım oldu.

Terli, 5 Temmuz 2005 tarihinde kalp krizi geçirdi ve Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Ardından GATA’ya gönderilen Terli, burada da 8 ay yatağa mahkum olarak hayat mücadelesini sürdürse de terhis olduğu günün ertesinde hayatını kaybetti. Olayın ardından acı haber aileye iletildi. İddiaya göre, bir süre sonra ‘Adım önemli değil annem’ diyerek Hatice Terli’yi arayan bir kişi, ‘Oğlunuz dövülerek kalbine gelen tekme ile öldü. Komutanlar bu işi kapatmaya çalışıyor’ dedi.

Bunun üzerine harekete geçen aile, suç duyurusunda bulundu. Önce 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde, ardından da İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 7 yıl süren dava sonunda onbaşı Latif Terli’nin ölümüne neden olduğu öne sürülen çavuş H.Ç.’ye ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. H.Ç.’nin cezası daha sonra 198 TL para cezasına çevrilip ertelendi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da cezanın onanmasının ardından Terli ailesi, çocuklarının Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki asker arkadaşlarına ulaştı. Aile, yeniden hukuk mücadelesine başlamaya hazırlanırken, anne Hatice Terli, oğlunun fotoğraflarına sarılıp gözyaşı döktü. ‘Ben oğlumu bir kez bile iğne yaptırmadan sapasağlam askere gönderdim’ diyerek ağıtlar yakan Terli, şöyle konuştu:

‘Hastalıktan 3-4 gün sonraydı. İsimsiz bir telefon geldi. ‘Oğlunuz kalp krizi geçirmedi ben vicdan azabı çekiyorum’ diyen bir kişi, 10 kişinin oğlumun üzerine saldırdığını söyledi. Ben 19 yaşına getirmişim, elini kınalayarak peygamber ocağına yollamışım böyle mi olacaktı sonu? Ben ağlıyorum başka anneler ağlamasın. 7 senedir ağlıyorum ama başka anneler ağlamasın. İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz.’

Baba Tarık Terli de suçluların hak ettiği cezayı görmelerini istedi. Oğlunun teskeresini beklerken ölüm haberini aldıklarını dile getiren Terli, ‘Ankara’da 7 ay kaldı. Gittik geldik, işte günü bitti teskeresi geldiği gün haber geldi; ‘çocuğunuz vefat etti’ diye. Daha sonra otopsi yapıldı bir bayrağa sardık, aldık geldik. Biz teskeresini beklerken cenazesini aldık geldik. Bu çocuk 4 ay Etimesgut’ta kar tepeledi hiçbir şeyi yoktu. Buraya dağıtım oldu haftada gelirdi taş gibi çocuktu. Şimdi kalp krizi dediler. Herkes kalp krizi geçirebilir ama bunun bir sebebi var. Biz bunun aydınlığa çıkmasını istiyoruz. Suçlu varsa cezasını çeksin’ diye konuştu.

‘İNSAN HAYATI BU KADAR UCUZ OLMAMALI’

Kardeşinin üst tertiplerinin saldırısı sonucu öldüğünü öne süren ağabey Mehmet Terli ise, 7 yıldır sürdürdükleri hukuk mücadelesinde tüp kapıların yüzlerine kapandığını söyledi. Yaptığı araştırmalar sonunda kardeşinin asker arkadaşına ulaşıp işin aslını öğrendiğini ifade eden Terli, şunları kaydetti:

‘Maddi durumumuzdan dolayı işin peşine gidemedik. Adana Balcalı’da yatarken bize bir telefon geldi. İsimsiz ve numara gizliydi. ‘Kardeşiniz kalp krizi geçirmedi bölükte büyük bir kavga oldu; kardeşinize 5-10 kişi saldırdı, tekme tokat attılar ve kardeşiniz yere yığıldı’ dediler. Daha sonra, Adana’dan bize 3 gün boyunca ‘kardeşiniz kalp krizi geçirdi’ dediler. Kavga olduğu söylenmedi. Bu telefondan sonra bir doktor çıktı dedi ki; ‘çocuğunuzda darbe var, çocuğunuz buraya bir kavga sonucu geldi.’ O telefon da gelince biz iyice şüphelendik. Bizim çocuğumuzun askeri elbisesini bile göstermediler. Asker ocağındaki not defteri kayıp, fotoğrafları kayıp; yani delil kararttılar. Olayla ilgili hiç ilgisi olmayan şahısların ifadesi alınmış. Olayı gören kardeşimin devrelerini de başka bölüklere sürmüşler; kimseyle görüşmesinler diye. 2 ay boyunca çocukları kimseyle görüştürmemişler. Şimdi de karar geldi. İşte insan hayatının bedeli bu 198 TL. Yani bu kadar ucuz insan hayatı…’

“-OLAYI KAPATMAZSAN, ASKERLİĞİN BİTMEZ- DEDİ”

Latif Terli’nin tertibi olan Adem Ulutaş ise, olay günü yaşananları telefonda anlattı. Olayın kapatılması için kendilerine baskı yapıldığını iddia eden Ulutaş, şunları söyledi:

‘Olay günü akşam saat 19.30 civarıydı. Biz 84′e 4 tertiptik. Nöbet değişimi vardı Latif de o gün nöbetçi onbaşıydı. Nöbet değişimindeki komutan bizim bölük çavuşunu çağırmıştı. O sırada Latif ile aralarında bir arbede oldu. Birbirlerine koştular. Bölük çavuşu Latif’e vurdu, Latif yere düştü. Ondan sonra birkaç kişi daha geldi ve Latif’e vurmaya baladılar ve Latif mosmor oldu. Biz o sırada ayırdık devlet hastanesine gittik; orada ‘öldü’ dediler. Bunun üzerine biz tekrar bölüğe döndük. Ondan sonra yemekhanede bir arbede daha oldu. Ben de Latif’e vuranlara vurdum, sinir krizi geçirdim ve hastaneye götürdüler. Sonrasını bilmiyorum ama diğer arkadaşların ifadelerini almışlar. Bazılarını başka yerlere gönderdiler. Ben eğer olayı kapatmazsam, benim kavga olayımı devreye sokacaklarını ve askerliğimin bitmeyeceğini söylediler. Ben vicdanen rahatsızım konuşmak istiyorum dedim ama, bölük komutanı üstü kapalı olarak ‘senin askerliğin bitmez’ diyerek hem benim yemekhanedeki davranışımı kapattı, hem de bu olayı kapattı.’

Terli’nin annesi ile konuşan Ulutaş, ‘Benim vicdanen bir sorumluluğum var, bunu yerine getirmek isterim’ diyerek, bundan sonraki süreçte ailenin hukuk mücadelesine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.

Bir asker intiharı daha

Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesinin ardından yurt dışına gönderilen hanedan mensuplarının 1974 yılında Türkiye’ye dönmelerine izin verilmesi üzerine İstanbul’a yerleşen Sultan II. Abdülhamid’in torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, Anadolu Ajansı’na açıklamalar yaptı.

Suriye’de devam eden olayların hanedan mensuplarını da yakından ilgilendirdiğine dikkati çeken Osmanoğlu, son Padişah Sultan Vahdettin’in mezarının Şam’da olduğunu hatırlatarak, “Vahdettin Han orada yatıyor. Ben onun buraya getirilmesi taraftarıyım. Çünkü bir padişah başka bir ülkede yatmamalı. Bunun önlemini almalıyız. O yüzden en kısa zamanda Vahdettin Han’ın mezarının getirilmesi lazım” ifadesini kullandı.

Osmanoğlu, “Ailenin büyüklerinden 1932 doğumlu Dündar Efendi Şam’da yaşıyor. Dündar Efendi’nin Türkiye’ye getirilmesini istiyoruz. Kendisine bir şey olursa Türk milleti emanetine sahip çıkmamış olur” diye konuştu.

Osmanoğlu, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından bu yana Ortadoğu coğrafyasının huzur bulmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Müslüman din kardeşlerimiz sahipsiz. Çünkü bir baş yok. Bir baş olursa İslam dünyasında her şeyin daha iyi olacağına inanıyorum. Maalesef zulüm görenler sürekli Müslümanlar oluyor.”

Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, yakın tarihte ilk defa ziyaret ettiği Gazze’de yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Duygularımı anlatmak çok zor, çünkü Gazze demek Abdulhamid demek. İttihatçılar, Filistin’i İngilizlere satmış biliyorsunuz. 110 sene sonra ilk defa Osmanlı ailesinden birinin oraya girmesi ve Abdulhamid’in torunu olması insanları hem sevince hem de hüzne boğdu. Bizim orada olmamız gerektiğini düşündükleri için üzgündüler. ‘Bizi yalnız bırakmayın’ dediler. İsrail’in yaptığı saldırıları gördük, aileleri ziyaret ettik, camilerin bombalandığını gördük.”

Gazze’de Abdulhamid’e ait cami olmadığını belirten Osmanoğlu, “Abdulhamid adına cami yapılırsa iyi olacağını düşünüyorum. Bizden çok şey istiyorlar, imkanlarımız nispetinde bunları değerlendirmek isteriz” şeklinde konuştu.

‘AYASOFYA İBADETE AÇILMALI’
Bu senenin İstanbul’un fethinin 560. yıl dönümü olduğuna işaret eden Osmanoğlu, şöyle devam etti:

“Üzerimizde beddualar var. Bunların kaldırılması için önce Ayasofya’nın ibadete açılması lazım. Ayasofya’ya uygunsuz kıyafetlerle insanlar geliyor. Hepimiz görüyoruz bunları ve bu bizi çok üzüyor. Ayasofya’da bir bölüm var, bazen cuma günleri oraya gelip namaz kılıyoruz ama içimiz burkuluyor. Biz en kısa zamanda namaz kılmak için buraya gelmek istiyoruz. Cumadan sonra insanlarla selamlaşmayı istiyoruz.”

‘HANEDAN SİYASET ÜSTÜDÜR’
Osmanoğlu, bazı partilerden siyasete girme teklifi aldığının hatırlatılması üzerine şu cevabı verdi: “Yeni bir parti olsa neyi seçerdiniz diye sordular. ‘Ben de yeni bir parti olsa olsa Devlet-i Ali Partisi olur’ dedim. Hanedan mensupları siyaset üstüdür. Herhangi bir partiden milletvekili seçilmelerini doğru bulmuyorum. Herkes hangi takımı tuttuğumu da merak ediyor. Ben kendi tuttuğum takımı söylemiyorum ama kalpleri yumuşatmak adına Mehter Takımı’nı tutuyorum diyorum.”

Yaşayan hanedan mensuplarının bir araya getirilmesi amacıyla vakıf kurma çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Osmanoğlu, “O proje, hala devam ediyor. En kısa zamanda bu vakfın da faaliyete geçmesini ve bize sahip çıkılmasını istiyoruz. Hükümet futbolcularla, akil insanlarla bir araya geliyor. İsteriz ki Osmanlı’nın torunlarıyla da bir araya gelsin. Ben bütün hanedanı Türkiye’de görmek istiyorum. Hanedana iade-i itibarının geri verilmesini istiyorum” ifadelerini kullandı.

 

Gizli tanık ortaya çıkardı

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın eşi Avukat Zübeyde Kamalak, Ankara Adliyesi’nde görülen bir davaya türbanıyla girerek müvekilini savundu. Kamalak, daha önce 2 kez türbanla duruşmaya katılmak istemiş ancak mahkeme tutanak tutarak duruşmayı ertelemişti.

Ankara 2. Aile Mahkemesi’ndeki boşanma davasına tarafların avukatları katıldı.

Hakim İlhan Kadıoğlu, duruşmaya başörtüsüyle katılan Avukat Kamalak’a, celse arasında verdiği “reddi hakim” dilekçesinin kendi adına mı, yoksa müvekkili adına mı olduğunu sordu.

Kamalak, kendi adına talepte bulunduğunu söyledi. Avukat Kamalak’ın müvekkili de reddi hakim isteğinin olmadığını yineledi.

Davalı avukatı Mehmet Bayram da asıl davacının reddi hakim talebi olmadığına dikkati çekerek, Kamalak’ın talebinin uygun olmadığını savundu.

Hakim Kadıoğlu, Kamalak’ın kendi adına böyle bir talepte bulunamayacağını, gösterilen sebeplerinin de hakimin yargı yetkisinde bulunmasına engel teşkil etmeyeceğini bildirerek talebi reddetti.

Kadıoğlu, avukat Kamalak’ın bu duruşmaya da türbanlı olarak katıldığını, ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, avukatların duruşmalara türbanla girmesine imkan tanıyan kararının genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğu gözetilerek, yargılamanın ertelenmemesine karar verildiğini tutanağa geçirdi.

Kadıoğlu, taraflara, esasa ilişkin beyanda bulunmaları için süre vererek, davayı erteledi.

-”Mahkeme kararı hepimizi bağlar”-

Avukat Kamalak, duruşmanın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada,

“Danıştay’ın kararı belli. Bize, mahkeme kararına uymak düşer. Zaten Anayasa’ya göre de bu bizim hakkımızdı. Başörtülü olarak çalışma özgürlüğümüz zaten var” dedi.

Başörtüsü sorununun Türkiye gündeminden kalkması gerektiğini vurgulayan Kamalak, şöyle konuştu:

“Bizim kimseyle kavgamız yok. İnancımız gereğince başımızı örtmek istiyoruz. Kaldı ki zaten bu kolay bir ibadet değil. Allah emretmemiş olsa kimse yapmak istemez. Sırf Allah’ın emri doğrultusunda başımızı kapatıyoruz. Bu konunun gündemden kaldırılmasını, kanunlardan da ayıklanmasını istiyoruz. Hakimler bu karara uymak zorunda. Çünkü mahkeme kararı hepimizi bağlar.”

-Daniştay’ın kararı-

Avukat kimliğinin yenilenmesi istemiyle yaptığı başvuru, başörtülü fotoğraf verdiği gerekçesiyle Türkiye Barolar Birliğince (TBB) reddedilen bir avukat, TBB meslek kurallarının 20. maddesinin iptali istemiyle Danıştay’da dava açmıştı.

Davayı görüşen Danıştay 8. Dairesi, 20. maddedeki “Avukat ve avukat stajyerleri mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle başları açık olarak mahkemelerde görev yaparlar” düzenlemesindeki “başları açık” ibaresinin yürütmesini oy çokluğu ile durdurmuştu.

TBB karara itiraz etmiş, bunu görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, itirazı oy çokluğuyla reddetmişti.

 

Türk bayrağı mı yakıldı?

Edirne’de geçtiğimiz yıl cinsel istismara uğrayan yaşları küçük 3 kız çocuğunu, çocukların rızası olmadığı için muayene etmeyen Trakya Üniversitesi Tıp Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Adli Tıp Uzmanları Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Gürcan Altun hakkında, ‘Görevi ihmal ve adli görevi kötüye kullanmak’ suçlarından dava açıldı.

Edirne Kız Yetiştirme Yurdu’nda kalan ve cinsel istismara uğradıkları iddia edilen yaşları küçük 3 kız çocuğu, iç ve dış beden muayenesinin yapılması için mahkeme kararıyla Ocak ayında polis nezaretinde Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı’na gönderildi. Nöbetçi olan öğretim üyesi Prof. Dr. Gürcan Altun, kızlara kendilerini nasıl muayene edeceğini anlattı. Ancak kız çocukları muayeneyi kabul etmeyince, Altun tutanak tutarak durumu Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdi. Bunun üzerine savcılık tarafından Altun hakkında ‘Görevi ihmal ve adli görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla iddianame hazırladı. İddianame kabul edilince bugün Altun, Edirne 1’nci Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada hakim karşısına çıktı.

Bugün hakim karşısına çıkan Altun, “Tıp etiği ve çocuk hakları sözleşmesi uyarınca zorla beden muayenesi yapılması diye bir kavram tıpta yoktur. Tüm uğraşımıza rağmen çocuklar muayene olmayı kabul etmemişlerdir. Bizim hekim olarak başkaca yapacak bir şeyimiz yoktu” dedi.

Mahkeme dosyanın incelenmesi için duruşmayı ileri bir tarihe ertelendi.

Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği ve Edirne Tabip Odası Başkanları ile çok sayıda hekim Prof. Dr. Gürcan Altun’a destek olmak için Edirne Adliyesi’ne geldi. Mahkeme sonrası Adliye önünde bir açıklama yapan Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Adli Tıp Uzmanları Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Gürcan Altun, “Gönderilen 3 çocuk mesai saatleri dışında gönderilmişti. Hastanenin icapçı adli tıp uzmanı ben olduğum için gelip onlarla görüştüm. Her bir çocuğun burada niçin bulundurulduklarını bilip, bilmediklerini sordum. Çocukların hiç biri hastanede neden bulunduklarını bilmiyorlardı. Savcılık tarafından talep edilen dış beden ve iç beden muayenesinin nasıl yapılacağı konusunda onları tek tek bilgilendirdim. Her biri için yarım saat süre ayırdım. Ancak çocuklar bu muayeneyi kabul etmek istemediler. Gerek temel insan hakları kavramları, gerek hasta hakları ve gerekse tıp etiği kuralları, her şeyin ötesinde insan onuruna yakışmayan bir davranıştır o çocukları zorla muayene etmek. Bu çocukları zorla muayene etmeye kalktığımda onlarda bir ruhsal travmaya yol açacağını tıbben bildiğim için böyle bir muayene yapamayacağıma yönelik bir tutanak düzenlenerek savcılığa illetim. Bunun üzerine hakkımda soruşturma başlatıldı. Sonra da dava açıldı. Görevi ihmal ve görevi kötüye kullanmakla suçlandım. Oysaki görevimi ihmal etmiş değilim. Mesai saatleri dışında haber verilmiş ve kalkıp gitmişim. Gece saat 23.30′a kadar bu çocuklarla ilgilenmek için hastanede bulundum. Anlayabilmiş değilim açıkçası görevimi nasıl ihmal ettim. Şaşkınım, bir hekim olarak insanın mesleğini etik kurallarına uygun bir şekilde yürütürken, hakkında böyle bir dava açılması çok üzücü bir durum” dedi.

Edirne’deki davayı izlemek için gelen Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, “Hocamızın yaptığı her türlü tıp kurallarına uyan bir davranıştır. Maalesef ülkemizde bazı etik kurallar uygulanmıyor. Bu örnekte de olduğu gibi zorla örnek almak muayene etmek zaten söz konusu değildir. Doğru olan onayı alıp ondan sonra yapmaktır. Burda eğer tam tersi olsaydı, zorla muayene etmiş olsaydı Türk Tabibleri Birliği meslek etiği kurallarına aykırı davrandığı için Gürcan hoca hakkında takibat başlatırdı. Burada yapılan hareket son derece doğrudur. Yapılması gereken tek şey teşekkür etmektir” dedi.
Trakya Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, hakkında da 2010 yılında Kırklareli’nde ‘çocuğun cinsel istismarı’ iddiasıyla mahkeme kararı ile bakirelik muayanesi istenen bir kız çocuğunu, ailesinin ve kızın muayeneyi kabul etmemesi üzerine muayene yapmamış, hakkında dava açılmıştı. Yılmaz, ilk duruşmada beraat etmişti. 

Alevilerin evlerine ‘ölüm’ yazıldı

TRABZON Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Eğitim Fakültesi’nde bir öğrencinin Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğradığını ve dövüldüğünü ileri süren Demokratik Öğrenci Dernekleri Federasyonu (DEDÖF) üyesi bir grup öğrenci Rektörlük önünde protesto eylemi yaptı, Kürtçe slogan attı.

KTÜ Rektörlük binası önünde toplanan DEDÖF üyesi yaklaşık 30 öğrenci dün akşam saatlerinde KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi’nde bir öğrencinin, yurtta telefonda Kürtçe konuştuğu için sağ görüşlü öğrenci grubunun saldırısına uğradığını ve dövüldüğünü ileri sürdü. Yurtta yaşanan olayı protesto eden öğrenciler ’‘Faşizme karşı omuz omuza’, ’Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları attı. ’Okulda saldırgan çeteler istemiyoruz’ pankartı açan öğrenciler suçluların adalete teslim edilmesini istedi.

Daha sonra Kürtçe, ’Be Ziman Jiyan Na be!’ (Dilsiz yaşam olmaz) diye slogan atan öğrenci grubu, olaysız dağıldı.

Çevik Kuvvet nöbette

Valiler Kararnamesi ile 12 valinin yeri değiştirilerek, 6 vali merkeze çekildi. Bartın, Erzincan, Mardin, Muğla, Manisa ve Eskişehir valileri merkeze çekilirken, bu illere yeni isimler atandı. Sinop Valiliği’ne Yavuz Selim Köşker, Bingöl Valiliği’ne İbrahim Taşyapan, Erzincan Valiliği’ne Abdurrahman Akdemir, Çanakkale Valiliği’ne Ahmet Çınar, Nevşehir Valiliği’ne Mehmet Ceylan ve Muş Valiliği’ne de Vedat Büyükersoy atandı.

Yerleri değişen valilerden İzmir Valisi Mustafa Cahit Kıraç Diyarbakır’a, Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk Antalya’ya, Muş Valisi Ali Çınar Bartın’a, Ordu Valisi Orhan Düzgün Kayseri’ye, Kayseri Valisi Şerif Yılmaz Kütahya’ya, Nevşehir Valisi Abdurrahman Savaş Manisa’ya, Sinop Valisi Ahmet Cengiz Mardin’e, Bingöl Valisi Mustafa Hakan Güvençer Muğla’ya, Kütahya Valisi Kenan Çiftçi Ordu’ya, Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna Eskişehir’e, Antalya Valisi Ahmet Altıparmak Erzurum’a atandı.

O uzman çavuştan kötü haber

İTÜ Rektörlüğü, İTÜ MODGAM’ın pirinç numunelerinde yaptığı GDO incelemesine ilişkin raporun, teknik olarak geçersiz olduğunu açıkladı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörlüğü, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosu’nca, MOBGAM’a, 4 Nisan 2013 tarih ve 2013/11021 sayılı yazıyla “Biyogüvenlik Kanunu’na muhalefet” suçundan yürütülen bir soruşturmaya esas olmak üzere, gönderilen pirinç numunelerinin ayrı ayrı analizleri yapılarak, “numunelerde GDO olup olmadığı” ve “numunelerde GDO bulunması halinde kontaminasyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığı” ile ilgili sonuçların ivedilikle gönderilmesinin talep edildiği belirtildi. 

Yapılan analizlere istinaden İTÜ Moleküler Biyoloji-Genetik ve Biyoteknoloji Araştırma Merkezi (MOBGAM) tarafından verilen raporlarda MRS00022996, MRS00032270, MRS00032375 no’lu pirinç numunelerinde LLRice601 ve Bt3 ırklarının birlikte var olduğunun tespit edildiğinin bildirildiği aktarılan açıklamada, şöyle denildi:
“Konunun kamuoyundaki hassasiyeti nedeniyle MOBGAM tarafından verilen raporların incelenmesi için Rektörlüğümüz tarafından kurulan komisyon, süreçte usul ve deneysel kurgu hataları olduğunu saptamıştır. Verilen raporlarda uygulanan deneysel yöntemlerin, pirinçlerde saptandığı iddia edilen GDO’nun kontaminasyondan kaynaklandığı riskini değerlendirecek kurguda oluşturulmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla MOBGAM tarafından verilen raporlarda belirtilen sonuçlar teknik olarak geçersizdir. Bu hususlara istinaden sorumlu kişi hakkında soruşturma başlatılmış ve soruşturma sonuçlanana kadar görevinden açığa alınmıştır. Konunun yargıya intikal etmiş olması nedeniyle her türlü hukuki hakkımızı saklı tuttuğumuzu belirtir, gerekli hassasiyetin gösterilmesini önemle rica ederiz.” 

Sınırıda gergin anlar

Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan sanatçı Hülya Koçyiğit, “Eğer gizli bir plan varsa, akil insanlığı bırakırım” dedi.

Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan isimlerden Hülya Koçyiğit, CNN Türk’te katıldığı ‘Aykırı Sorular’ programında çözüm sürecine ilişkin soruları cevaplandırdı.

Yıllardır demokrasi için silahların susması gerektiğinden yakınıldığını söyleyen Koçyiğit; “İşte silahlar sustu. Şimdi halkın siyasete, demokrasiye yakınlaşması gerekiyor” şeklinde konuştu. Koçyiğit, “Eğer gizli bir plan varsa, akil insanlığı bırakırım” dedi.

Hülya Koçyiğit, Enver Aysever’in sorularına şu yanıtları verdi:

- Sanki gizli bir komplonun oyuncularısınız. Aklınızın gerisinde başka bir bilgi var da toplumu da ikna etmeye çalışıyorsunuz. Siz gizli bir planın parçası olduğunuzu hissettiğiniz oluyor mu?

Tabi ki hayır. Onu hissedersem zaten izin isterim bu göreve devam etmemek için. Ben bunu son derece inanarak yapıyorum. Çünkü barışın olacağına inanıyorum. Toplumun içinden geçtiği bu 30 yıllık sürecin içinde yaşadıkları ve bugün vardığımız nokta bir umut ışığı. Terör bitiyor, PKK yurdu terk ediyor. Artık silahlar değil, söz konuşacak. Siyaset konuşacak. Bugüne kadar demokrasi diye yırtıyorduk kendimizi. Oldu işte.

- Akil insanlara çok para veriliyor?

Akil insanlara 45 bin lira, 75 bin lira veriliyor diyenler var. Bu parayla pulla yapılacak iş değil. 50 yıllık kariyerinizi ortaya koyuyorsunuz. Para için yapılacak şey mi bu?

PKK sınır dışına çekiliyor

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Burkina Faso Dışişleri Bakanı Djibrill Yipene Bassole’nin ortak basın toplantısında şok. Davutoğlu’na soru sorulurken konuk Bakan bayıldı.

Davutoğlu’nun açıklamasından satırbaşları:

“Dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi Suriye’de de kimyasal silahların olduğunu biliyoruz. Bir iki gündür, bu silahların muhalifler tarafından kullanıldığı iddia edildi. Ben bu bağlamında BM yetkilileri ile konuyu görüştüm. Böyle bir bilgi ya da varsa açıklamalarını talep ettim. Suriye muhalefeti, kimyasal silah kullanmadıklarını dile getirdiler. Kimse Suriye rejiminin devamı için diyalog yürütemez. İstişare ve koordinasyon içerisinde Suriye’de ki bu zulmün sona ermesi için Türkiye elinden geleni yapar.”

KONUK BAKAN FENALIK GEÇİRDİ

Toplantı sırasında Bakan Davutoğlu’na Irak Dışişleri Bakanlığı’nın ‘PKK’lılar Irak topraklarına girmesin’ sorusu soruldu. Davutoğlu tam soruya yanıt verirken Burkina Faso Dışişleri Bakanı Djibrill Yipene Bassole kürsüyle birlikte ön tarafa düştü. Bakan Davutoğlu ve katılımcılar konuk Bakan’ın yardımına koştu. Konuk Bakan birkaç dakika içinde kendine gelip gülümsedi, ardından hastaneye götürüldü.

DAVUTOĞLU FARK ETTİ

Olay öncesi Davutoğlu’nun tam soruya yanıt verirken, konuk Bakan’ın donuk halini fark edip ona doğru yaklaştığı görüldü. Bassole bir anda kürsüyle birlikte devrilince Davutoğlu da ani bir hamleyle onu tutmaya çalıştı.

TEDAVİ GÖRÜYORDU

Bassole’nin soğuk algınlığı nedeniyle antibiyotik tedavisi gördüğü öğrenildi.